Brezilya: Jaguarın İzinde
Yaklaşık 1 ay süren planlama aşamasından sonra seyahatin bütün detayları ortaya çıkmıştı. Dünyanın en büyük sulak alanı olan Pantanal’da yaşayan, dünyanın en büyük üçüncü kedisi olan jaguarları (Panthera onca) bulmaya çalışacaktık. Hayvanı bulmanın zorluğu ve yaşadığı habitatın fotoğraf için çok uygun olmayışı daha gitmeden bizi düşündürüyordu. Yine de Pantanal gibi muhteşem bir doğa parçasına gidip o havayı koklayacağımız için çok mutlu ve heyecanlıydım.
İlk uçuşumuz sabah çok erken saatte İspanya’nın başkenti Madrid’e idi. Madrid Barajas Havaalanında kısa bir bekleyişin ardından aktarmamızı yapıp Brezilya’ya hareket ettik ve 12 saatlik uçuşun ardından Güney Amerika kıtasının en kalabalık şehri Sao Paulo’ya indik. Gümrük işlemlerinin ardından Pantanal öncesi son durağımız olan Cuiaba şehrine uçtuk ve yerel rehberimiz tarafından karşılandıktan sonra otelimize yerleştik. Çok yorgunduk ama batıya uçtuğumuz için gün kaybımız olmamıştı ve yola çıktığımız günün akşamı varış noktamızda olmuştuk.
Ertesi sabah erken bir kahvaltının ardından otelimizden alınarak bizi Pantanal’a götürecek arazi aracına yerleştik ve yola çıktık. Cuiaba’dan yaklaşık 1 saat sonra vardığımız Poconé şehri vahşi doğa öncesi gördüğümüz son yerleşim yeri oldu ve Pocone’den 15-20 km. sonra dünyanın en büyük sulak alanı Pantanal’ın resmi giriş kapısına vardık. Hem yabani hayvanların güvenliği, hem de bizim güvenliğimiz için bölgeye giriş kaydımızı yaptırdıktan sonra bizi Pantanal’dan ayıran tahta bariyerin de açılmasıyla kendimizi inanılmaz bir doğa harikasının içinde bulduk.
Yaklaşık 200.000 km²’lik bir sulak alan olan Pantanal, 3 ülke arasında paylaşılmış durumda: Bolivya, Paraguay ve Brezilya. Türkiye’nin neredeyse üçte biri büyüklüğündeki bu bataklığın en büyük parçası Brezilya’da ve jaguar görme ihtimali en yüksek olan bölgeleri de yine bizim gezeceğimiz kısımlarda yer alıyor. Yüzlerce nehir ve bunların kollarıyla sarılı olan Pantanal yılın yarısını tamamen su altında geçiriyor ve yağmurlar bitip kurak mevsim başladığı zaman kurumayan büyük nehirler ve bunların arasında oluşan kanallarla besleniyor.
Brezilya’da yaklaşık 1800 tür kuş var, Pantanal’da ise sadece (!) 600 kadar tür mevcut. Aynı zamanda sürüngen, memeli ve bitki türleri açısından da çok zengin ve özel bir alan. Ama bölgenin tanınmasını sağlayan en önemli unsur jaguar ve anakonda popülasyonunun dünyanın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar yoğun oluşu. Son 20 senede bölgeye insan müdahalesini engelleyecek önlemlerin alınması ve uluslararası araştırma kuruluşlarının başta jaguar olmak üzere bölgenin hassas türlerini koruma altına alması ile Pantanal çok canlı ve vahşi bir yer haline gelmiş.
Bölgeye has Caimen timsahı yaklaşık 35 milyonluk nüfusuyla her köşe başında görülebilecek bir sürüngen ve bizim de karşımıza çıkan ilk yabani hayvan oldu. Pantanal’daki tek yol 250 km. dümdüz ilerleyen ve göletlerin üstünden pek de sağlam olmayan tahta köprülerle geçen toprak bir patika. Bu yolu sadece kurak mevsimde kullanmak mümkün çünkü yağışlarla
beraber yolun bir kısmı su altında kalıyor ve kalan kısmı da yoğun çamur yüzünden kullanılamaz hale geliyor. Kurak mevsimde de bu 250 km.lik yolun sonuna kadar gidilip yolun geri kalanı kano veya ufak motorbotlarla nehir ve kanallardan yapılıyor.
Biz de her gün bu güzergahı takip ederek yaklaşık 12 saatimizi nehir ve kanallarda geçirdik. Her sabah 03:30’da kalkarak kahvaltı yaptık, eşyalarımızı aracımıza yerleştirdik ve zifiri karanlıkta motorbotumuza bineceğimiz Porto Joffre’ye yol aldık. Sabahın çok erken saatlerinde dahi 33-34 derecelerde olan hava sıcaklığı, nem oranının 100%’e yakın olması sebebiyle nefes almamızı zorlaştıracak kadar boğucuydu. Buna rağmen bölgeye gittiğimiz mevsim itibariyla sinek ve böceğin yoğun oluşu yüzünden uzun kollu ve paçalı kıyafetler giymemiz gerekti. Öğlen saatlerinde ise sıcak ve nem dayanılmaz bir hal aldığından, jaguar ve yılan riskini göze alarak karaya çıkıp ağaçların gölgesinde hamak kurup biraz dinlemek zorunda kalıyorduk.
Konakladığımız bölge ve Porto Joffre arası yaklaşık 1 saatlik bir mesafeydi ama bölgedeki hayvan yoğunluğu yüzünden bu yolu hiç bu sürede kat edemedik. Karşımıza devamlı gececi (noktürnal) bir hayvan çıktığı için, durup fenerlerle etrafa bakmak zorunda kalıyorduk. İlk gördüğümüz jaguar da yine bu yolda karşımıza çıktı ve fenerlerimizin ışığında parlayan iri gözleriyle aklımızı başımızdan aldı. O anda emin oldum: jaguar için çok doğru yerdeydik.
Rehberimiz Eduardo jaguar bulma konusunda bölgedeki en tecrübeli yerlilerden biriydi. Pantanal’da yaşayan ailesinin 4’üncü kuşağı ve eskiden jaguarların avlandığı dönemden beri doğayla çok içli dışlı. Dolayısıyla bölgeyi ve hayvan davranışlarını çok iyi biliyordu. Şanslı olduğumuz bir başka nokta ise Eduardo’nun bölgedeki en bilgili kuş rehberi oluşuydu. Orada olduğumuz 2 hafta boyunca unutamayacağımız güzellikte pek çok kuş görmemize vesile oldu.
Eduardo’nun diğer bir özelliği de bölgede yaşayan bir çok hayvanın sesini taklit edebilmesiydi. Bu sesleri çıkartırken zaman zaman bambudan oyulmuş yerlilere has bir aleti de kullanıyordu. Eduardo, erkek bir jaguarın yaşadığını bildiği bir bölgede, hayvanın ortaya çıkmasını sağlamak amacıyla jaguar sesi çıkarttığı zaman diğer hayvanların tedirgin oluşu görülmeye değer bir manzaraydı. Dev su samurlarının sesin kaynağını incelemek üzere botumuzun yakınına gelmesi, jaguarın sevdiği bir yiyecek olan timsahların uzaklaşmaları ve dünyanın en büyük kemirgenleri olan capybaraların suya girip dalmaları besin zincirinin tepesindeki jaguarın bölgenin hakimi olduğunun kanıtıydı.
Jaguar, kaplan ve aslandan sonra dünyanın en büyük üçüncü kedisi. Erişkin bir erkek jaguar yaklaşık 150 kg.lık ağırlığıyla dişi bir aslan kadar. Jaguar, büyük boyutlarının ve güçlü çenesinin de yardımıyla diğer kedilerden farklı avlanıyor. Avını boğmak yerine kafasını kırarak etkisiz hale getiriyor. En sevdiği avlardan biri olan timsahların yanı sıra bataklık geyiği, capybara ve nehirde yaşayan balıkları yiyor. Bataklıkta yaşadığı ve avının tamamını sulak alanlarda avladığı için jaguar suyu çok seven bir hayvan ve oldukça iyi bir yüzücü. Hatta gerektiği zaman dalarak suyun altındaki timsah ve balıkları da başarıyla avlıyor. Bu nedenle aslında botumuzda dahi jaguara karşı güvende değildik. İstese nehir kenarından botumuza atlar ve bizi rahatlıkla kıyıya sürükleyebilirdi. Ancak özellikle son yıllarda insanlardan zarar görmüyor olmaları ve Pantanal’da yiyeceğin her zaman bol olması sebebiyle insanları av olarak görmüyorlar. Yine de yavrusu olan bir annenin veya bölgesini savunan bir erkeğin ne yapacağı hiç belli olmayacağı için Eduardo tedbiri asla elden bırakmıyordu.
İki haftalık seyahatimiz boyunca oldukça yorucu bir tempoda yaşadık. Hem arazi koşullarının zorluğu hem de hava koşullarının elverişsizliği bizi oldukça yıprattı. Saatler süren aramalar sonucunda hiçbir canlı göremediğimiz anlarda umutlarımız azalıp yorgunluğumuz arttı. Ancak seyahatimiz boyunca gördüğümüz ve fotoğraflarını çektiğimiz beş farklı jaguar sayesinde tüm emeklerimize değdi.
Burak Doğansoysal – Kasım 2008
- Brezilya

Henüz yorum yok!